Televizyon dizileri, geniş kitlelere ulaşarak toplumun algısını şekillendiren önemli unsurlardan biridir. Ancak bazı yapımlar, popüler kültür uğruna gerçekleri çarpıtarak şehirleri, insanları ve kültürleri yanlış tanıtma tehlikesi yaratmaktadır. Bunun son örneği, Kanal D’de yayınlanan Arka Sokaklar dizisinin son bölümlerinde Şanlıurfa’ya dair sunulan yanıltıcı ve abartılı sahneler olmuştur.
Şanlıurfa, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, hoşgörüsü, misafirperverliği ve köklü kültürüyle tanınan bir şehir. Peygamberler diyarı olarak bilinen bu kadim kent, son günlerde bir televizyon dizisinin yanlış tanıtımıyla gündemde. Kanal D’de yayınlanan Arka Sokaklar dizisinin son bölümlerinde, Şanlıurfa hakkında gerçekle bağdaşmayan, abartılı ve olumsuz sahnelere yer verilmesi büyük bir tepkiye yol açtı.
Dizide, Urfa’nın aşiretlerin kanunlarıyla yönetildiği, herkesin silahlı olduğu ve emniyet güçlerine karşı geldiği bir yer olarak gösterilmesi kabul edilemez bir durumdur. Oysa Şanlıurfa, barışçıl yapısı ve devletine olan bağlılığıyla bilinen bir şehir olup, bu tür çağ dışı olaylarla anılmayı hak etmeyen bir geçmişe sahiptir. Ne aşiret liderleri ne de kanaat önderleri devlete baş kaldırmaz; bilakis, güvenlik güçleriyle uyum içinde yaşayan bir toplumsal yapıya sahiptir.
Elbette hiçbir şehir tamamen suçtan arınmış değildir. Ancak tek taraflı ve abartılı bir anlatımla Şanlıurfa’nın yanlış tanıtılması, şehrin itibarına zarar vermektedir. Üstelik bu tür yayınlar, sadece Şanlıurfalıları değil, tüm Anadolu kültürünü yanlış tanıtan bir anlayışın ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Peki, dizi senaristleri ve yapımcıları, senaryolarını yazarken neye dayanıyor? Tarihî bir şehri araştırmadan, halkın kültürünü anlamadan, günlük yaşamına şahit olmadan, sadece kulaktan dolma bilgilerle bir kurguyu ekrana taşımak ne kadar etik? Şanlıurfa, medeniyetlerin buluştuğu bir merkez olarak turizmden ekonomiye kadar birçok alanda gelişirken, bu tür içeriklerle yanlış algıların oluşturulması büyük bir sorumsuzluktur.
Şanlıurfa’nın ve benzeri şehirlerin doğru tanıtılması, senaryo yazarlarının ve yapımcıların sorumluluğundadır. Anadolu’nun kadim kentleri, yüzeysel ve abartılı anlatımlarla değil, gerçek hikâyeleriyle ekranlara yansımalıdır. Halkın beklentisi, şehirlerin tarihî ve kültürel mirasına saygılı, gerçeğe dayalı yapımların üretilmesidir.
Şanlıurfa’nın huzurunu, birliğini ve misafirperverliğini bilmeyenler, bu şehir hakkında senaryo yazmadan önce buraya gelip halkımızın nasıl yaşadığını görmelidir. Gerçeğe dayanmayan, olumsuz temalar üzerinden üretilen diziler, toplumun kültürel hafızasını yanlış yönlendirmekte ve kentlerin itibarına zarar vermektedir.
Bizler, Şanlıurfa’nın yanlış tanıtılmasına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Yapımcılara ve medya kuruluşlarına çağrımız nettir: Yanlış bilgilerle değil, gerçeğe dayalı senaryolarla şehirlerimizi anlatın!