Hele her sene aynı manzara…
Tören alanında ceketler ütülü, protokol yerini almış, ellerde fidanlar… Birkaç kürek toprak, flaşlar çakıyor, alkışlar yükseliyor. “Milli Ağaçlandırma Günü” Şanlıurfa’da gene şenlik gibi geçiyor. Ama tören bitince ne oluyor? Herkes evine, fidan da kaderine…
Bir hafta, bilemedin on gün sonra bir bakıyorsun; toprağın üstünde kupkuru dallar kalmış.
Hele o fidanlar konuşsa, “beni niye diktiniz madem sulamayacaktınız” der vallahi!
Urfa’nın sıcağı şakaya gelmez, toprak da kolay kolay tutmaz suyu. Fidan ektin mi, arkasında duracaksın. Sadece dikmekle olmaz bu iş. Sulaması var, bakımı var, koruması var.
Ama biz ne yapıyoruz?
Tören günü bir gösteri, bir hava… Fotoğraf çekildi mi tamam, görev bitmiş gibi.
Orman mühendisleri yıllardır diyor:
“Fidan dikmek kolay, yaşatmak zor.”
Ama dinleyen kim? Herkes fotoğrafta olsun da, sonrası Allah kerim.
Vatandaş da haklı olarak soruyor:
“Her sene aynı tören, aynı konuşma… Ama bir ay sonra gidin bakın, o fidanlardan eser kalmış mı?”
Urfa’nın iklimi serttir, toprak zordur; suyun yoksa, emeğin de boşa gider. Bizimkiler de bir günlüğüne işi yapıyor, sonrası unutuluyor.
Hani derler ya, “iş yapmak değil, göstermelik yapmak moda olmuş” — tam da öyle.
Ama çevre sevgisi bir günle olmaz, bir törenle hiç olmaz.
Gerçek yeşillik, yıl boyu emekle olur.
Fidan dikmek değil, yaşatmak marifet ister.
Sulamazsan, ilgilenmezsen, doğa senden yüz çevirir.
Şanlıurfa’da fidan dikmek adet oldu ama yeşertmek hâlâ hayal.
Belki de önce şunu anlamamız lazım:
Toprağa fidan değil, sorumluluk dikiyoruz.
O sorumluluğu yaşatmadıkça, bu memleketin yeşili hep eksik kalacak.
Şanlıurfa’da fidan dikmek bir gelenek hâline geldi; ne var ki o fidanların yeşermesi hâlâ bir temenni, bir hayal…
Belki de artık şu sözü unutmamak gerekiyor:
“Yeşil törenlerle değil, yeşeren emekle çevre kurtulur.”
Fidanı toprağa değil, vicdana dikelim ki, hem kök tutsun hem umut versin.