Şanlıurfa, kadim tarihiyle insanlık medeniyetinin beşiği… Harran Ovası’yla tarımın, Balıklıgöl’üyle inancın, Göbeklitepe’siyle tarihin ta kendisi… Peki bu kadar zenginlik, bu kadar değer, neden bir kurumsal yapıya dönüşemiyor?
Neden biz hâlâ kurumlar eliyle değil, kişiler eliyle yönetilmek istiyoruz? Neden “kural” değil “tanıdık” belirleyici oluyor? Neden hâlâ Urfa’da büyük bir holdingimiz, ulusal ölçekli bir markamız yok?
Sorarım size: 2 milyonu aşan nüfusuyla, genç iş gücüyle, verimli tarım arazileriyle, turizm potansiyeliyle, lojistik avantajlarıyla Urfa’nın bir “ekonomi merkezi” olması gerekmez mi? Peki neden hâlâ “yatırımcı kaçıran şehir” olarak anılıyoruz?
Cevap açık: Kurumsallaşma kültürümüz zayıf.
Yazılı kurallar yerine sözlü taahhütlere, liyakat yerine sadakate, strateji yerine doğaçlamaya bel bağlamış durumdayız.
Herkesin Kendi Kanunu: Orman Kanunu
Urfa’da işler çoğu zaman yasayla değil, “kişisel ilişkilere” göre yürür. Bir işi yaptırmak için prosedürleri takip etmek yerine, “tanıdık birini” bulmak zorundasınız. Bu da doğal olarak bir güven ve denetim sorununa yol açıyor.
Devletin kuralları mı, yoksa mahallenin “ağabeyinin” sözü mü daha geçerli? Bu sorunun cevabını Urfa’da herkes biliyor ama kimse yüksek sesle dillendirmiyor.
Bu yapı içinde kurumlar değil, kişiler güç kazanıyor. Kurumlar zayıfladıkça, kanunlar yerine “orman kuralları” devreye giriyor. Güçlü olan haklı oluyor, sesi çıkan öne geçiyor, susturulan geride kalıyor.
Neden Bir Holdingimiz Yok?
Şanlıurfa’da bir sanayi holdinginin, tarım devinin, teknoloji üssünün olmaması bir kader değil; tercihlerin sonucudur.
Bireysel başarı öyküleri var ama ortak akıl, kolektif hareket, sürdürülebilirlik yok. Kooperatifçilik zayıf, girişim sermayesi desteği sınırlı, vizyoner liderlik eksik.
Oysa Urfa sadece devletten beklenti içinde olmasa, kendi dinamiklerini harekete geçirse, inanın Anadolu Kaplanı olur. Ama önce güven inşa edilmeli. Kurumlar güçlü olmalı ki, insanlar sisteme güvensin.
Yöneten Değil, Dönüştüren Bir Akıl Gerek
Urfa’nın ihtiyacı sadece yöneticiler değil, dönüştürücülerdir.
Orman kanunlarının değil, anayasanın ve kurumların belirleyici olduğu bir şehir düzeni mümkündür. Yeter ki bunun için irade olsun, vizyon olsun, cesaret olsun.
Bugün değilse ne zaman?