Karaköprü’ de kadın doğum ve çocuk hastanesi arazisinin konut alanına çevrilmesi Danıştay kararıyla engellendi. Hukuk, halkın sağlığını korudu.
Şanlıurfa, yıllardır plansızlığın ve rant hırsının bedelini ödüyor. Ne yazık ki şehirde atılan birçok imza, halkın değil çıkar gruplarının lehine oluyor. Bunun en somut örneklerinden biri de Karaköprü ilçesi Doğukent Mahallesi’ndeki 3309 ada 1 parsel nolu taşınmazdı. Burası, kadın doğum ve çocuk hastanesi yapılması için ayrılmış bir alan iken, bir anda imar planı değiştirilerek konut alanına dönüştürüldü.
Sorarım size: Bir şehirde kadın doğum ve çocuk hastanesi ihtiyacı mı daha önceliklidir, yoksa beton blokları mı? Hangi vicdan, hangi akıl bu değişikliğe onay verebilir?
Neyse ki Danıştay devreye girdi ve bu hukuksuzluğa “dur” dedi. Açılan dava sonucunda alınan iptal kararı, aslında sadece bir imar planını değil, aynı zamanda rant düzenini de yargılamış oldu.
Şanlıurfa’nın geleceği birkaç kişinin cebine girecek kârlarla değil; toplumun sağlık hakkıyla, çocukların yarınlarıyla inşa edilmelidir. Bugün konut alanına çevrilmek istenen bu arazide yarın nefes almak isteyen, doğum yapmak isteyen, çocuğunu tedaviye götürmek isteyen vatandaşlarımız olacaktı. Bunu görmezden gelmek, halka yapılacak en büyük kötülüktür.
Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz: Şehirlerimizi masa başında alınan keyfî kararlarla değil; akıl, vicdan ve kamu yararıyla yönetmek zorundayız. Aksi hâlde her iptal kararı, bize yeni bir tokat gibi döner.
Danıştay’ın bu iptali, sadece Şanlıurfa’nın değil; tüm Türkiye’nin ders alması gereken bir karardır. Çünkü şehirler rantla değil, insanla büyür.
Danıştay’ın verdiği iptal kararı, sadece bir imar planını çöpe atmadı. Aynı zamanda bu şehri rant uğruna betona boğmak isteyen zihniyete de sert bir tokat indirdi. Çünkü hukuk, her şeyden önce toplumun ortak çıkarını savunur. Kamu yararını yok sayan her düzenleme, er ya da geç yargının duvarına çarpar.
Şanlıurfa, bugün bir kez daha gördü ki; sağlık, eğitim ve yaşam alanları masa başında alınan keyfî kararlarla yok sayılamaz. Bir şehrin kalkınması, bir avuç insanın kâr hırsına değil; toplumun ortak menfaatine dayanmalıdır.
Danıştay’ın bu kararı, rant düzeninin önüne dikilen bir adalet duvarıdır. Ve bu duvar, gelecekte de her türlü haksızlığın karşısında durmaya devam edecektir.
Artık görev, bu şehri yönetenlerde. Halkın hakkını koruyacak, sağlık yatırımlarını öncelikleyecek, rantı değil insanı düşünecek adımlar atılmalıdır. Çünkü unutulmasın: Şehirler, betonla değil; adaletle ayakta kalır.