Şanlıurfa… Üç yıl aradan sonra, şehir bir kez daha hatırladı: “Yağmur yağınca işler ciddiye biniyor.” Sırrın, Cavsak ve Karakoyun dereleri taşınca, evler ve iş yerleri sular altında kaldı. Neyse ki can kaybı olmadı, ama milyonlarca liralık zarar, şehrin cebini yakmayı başardı.
Hatırlayın: 15 Mart 2023… Metrekareye 180-190 kilogram yağış düşmüş, dereler taşmış, 17 can gitmiş, 62 kişi yaralanmıştı. Maddi zarar 300 milyon lira… Balıklıgöl’ün su seviyesi bir metre yükselmiş, Atatürk Barajı havzasındaki kirlilik yüzünden şebeke suyu da 15 gün verilememişti. Tabii o günlerde “Doğa ile mücadele” kelimesinin anlamı daha iyi anlaşılmıştı.
Peki, aradan üç yıl geçti; ders alındı mı? Maalesef hayır. Derelerin üzeri kısmen açılmış, ama temizlik ve önlem çalışmaları hâlâ tam yapılmamış. Bu son sağanak, adeta “Geçmişi unuttunuz, yeniden hatırlatayım” der gibi geldi. Can kaybı yaşanmaması bir teselli olsa da, milyonlarca liralık zarar bize hâlâ “Her yağmur, potansiyel felaket” mesajını veriyor.
Şanlıurfa’daki felaketlerin başrolünde doğa kadar insan hataları da var. Kent merkezi son 20 yılda hızla büyüdü, dört dere yatağı daraltıldı veya çevresinde yapılaşmaya göz yumuldu. Tarım alanları imara açıldı, dere kenarlarına yapılan müdahaleler şehrin doğal drenajını bozdu. Karakoyun ve Mance derelerinin çevresinde gecekondular yükseldi, sonra da imar planları bunlara göre şekillendi.
Uzmanlar, 50-60 yıldır süren bu çarpık kentleşmenin artık durdurulması gerektiğini söylüyor. Dere kenarındaki yapılaşmaların önlenmesi ve altyapının güçlendirilmesi, benzer felaketleri önlemenin tek yolu. Tabii ki bu ciddi işler… Ama biraz mizah katarak söylemek gerekirse: “Dereyi doldurmadan, şemsiyeyi açmak yetmez.”
Şanlıurfa halkı, sel riskiyle yaşamayı bir alışkanlık hâline getirmiş gibi görünüyor. Her sağanakta sokaklar suya boğuluyor, araçlar nehre dönüşen caddelerde yüzüyor. Bazen düşünüyorum da, belki de şehir plancıları ve mühendisler bir gün “Sel turizmi”ni tanıtırlar mı diye… Şaka bir yana, şehir için alınacak önlemler acil ve bütüncül olmalı. DSİ inşaatlarının tamamlanması, dere kenarlarının temizlenmesi, modern erken uyarı sistemleri, hepsi şart.
Şanlıurfa’nın tarihi ve kültürel zenginlikleri bu doğal felaketler karşısında korunamazsa, sadece ekonomi değil, yaşam kalitesi de zarar görecek. Çarpık kentleşme ve ihmalin birleştiği her yağmurda, şehrin geleceği biraz daha risk altında.
Ders alınmazsa, sel her sağanakta kapıyı çalmaya devam edecek. Ama eğer yetkililer, şehir plancıları ve halk el ele verirse, belki de Şanlıurfa bir gün yağmuru “felaket” değil, sadece doğanın bir şovu olarak görebilir.